Modern Çağın Mezarlığında Uyanış: Bilal Can’ın Mesajı

Bilal Can, ‘Diriler Evinden Notlar’ ile modern insanın gerçek yaşamı sorgulamasını sağlıyor.

“Söylemeliyiz sözlerimizi ve sözümüzün arkasında virgülsüz ve noktasız durarak. Noktadan önce sözlerimizden sonra biz olarak.”

—Bilal Can

Edebiyat, yalnızca görünür olanı anlatmakla kalmaz; aynı zamanda görünmeyeni, gizli olanı da dile getirir. Dostoyevski, Sibirya’daki hapishane duvarları arasından Ölüler Evinden Notlar ile toplum dışına itilmiş bireylerin acılarını aktarmaya çalışmıştı. Bilal Can ise Diriler Evinden Notlar adlı eseriyle okura farklı bir perspektiften sesleniyor. Bu sesleniş, modern insanın alıştığı konforu sorgulayan bir uyarı niteliği taşıyor.

Günümüzde pek çok insan yaşadığını düşünüyor, ancak yaşamak ile var olmak arasında ince ama derin bir ayrım var. Diriler Evinden Notlar, tam da bu ayrımın üzerinde duruyor. Kitabın ismi bile başlı başına önemli bir kavramı işaret ediyor: Diri olmak.

Kitaptaki “diri” kelimesi, yalnızca nefes alan bir bedeni değil, aklı, kalbi ve vicdanı uyanık olan insanı ifade ediyor. Metinler, bireyin iç dünyasından uzaklaşmasına bir çağrı niteliğinde; düşünmeye, hissetmeye ve yeniden insan olmayı hatırlamaya davet ediyor.

Bilal Can, başlık tercihiyle Dostoyevski’ye bir atıfta bulunsa da, metnin ruhu bu toprakların derin düşünce geleneğinden besleniyor. Kitabı okurken, Sezai Karakoç’un “Diriliş” fikrinin modern bir yansıması, Bilal Can’ın diliyle güncelleniyor. Aynı zamanda İsmet Özel’in sert ve tavizsiz hakikat arayışını hatırlatan bir damar da hissediliyor. Özel’in “çatlayacak kadar diri” olma durumu, Can’ın tasvir ettiği “diriler evi” ile örtüşüyor. Yazar, konforun uyuşturduğu kalabalığa karşı, uyanık bir bilinci savunuyor. Onun “diriler”i, dünyayı bir sınav ve mücadele alanı olarak gören, uykuları kaçıran sorularla yaşamayı göze alan insanlardan oluşuyor.

Kitap, iki ana bölümden ve toplam yetmiş yedi yazıdan oluşuyor. Dil, edebi ve içten; ancak yazarın sosyolog kimliği de metinlerinde belirgin bir şekilde öne çıkıyor. Sosyolojik gözlem ile edebi sezgiyi bir araya getiren yazar, bireyin yaşadığı kırılmayı toplumdan bağımsız olarak düşünmüyor. Ayrıca, uzun yıllardır Türkiye’nin en nitelikli kitap platformlarından biri olan Kitaphaber sitesinin Genel Yayın Yönetmenliğini yürütmesi, onu çağdaş edebiyatın ve düşünce dünyasının merkezine yerleştiriyor. Binlerce kitabın içinden geçen, yayın dünyasının mutfağında pişen bir entelektüel olarak Bilal Can, hangi kavramların aşındığını ve hangi yaraların pansuman beklediğini çok iyi biliyor.

Yazar, “Çocukluğunun izlerini Batman’ın bereketli topraklarında, gençliğinin arayışlarını ise Kütahya’nın porselen yüzlü sokaklarında bıraktığını” ifade ediyor. Mezopotamya’nın kadim sesi ile Anadolu’nun vakur duruşunu yazılarında harmanlayarak okuyucularına sunuyor.

Bilal Can’a göre modern insan, teknolojinin ve bilgi kalabalığının ortasında kendi uyuşturucusunu üreten bağımlılar gibidir. Sürekli görünür olma arzusu, insanı iç dünyasından uzaklaştırıyor. Yazar bu durumu “konformizm bataklığı” olarak tanımlıyor. Bu noktada “birey” ile “kişi” arasında bir ayrım yaparak, modern dünyanın ürettiği bireyin haz, tüketim ve yalnızlık etrafında şekillenen bir figür olduğunu vurguluyor. Oysa “kişi”, vicdanı ve sorumluluğu olan insandır. Kalbi ve vicdanı uyanık olmayan her beden, yazarın ifadesiyle “ölüler” arasına karışmıştır. Bu yüzden kitabın adı, aynı zamanda bir manifesto niteliği taşıyor.

Kitapta İslam coğrafyasının acıları da önemli bir yer tutuyor. Filistin ve Gazze meselesi, yazarın özellikle değindiği konulardan biri. Yazara göre vicdan sahibi aydınların bu meselelerde sessiz kalması mümkün değil. Bu yaklaşım, onun yazarlığını yalnızca bireysel bir ifade alanı olmaktan çıkarıyor ve metinlerini bir sorumluluk haline dönüştürüyor.

Kitabın en güçlü metaforlarından biri ise “içimizdeki İbrahim” meselesidir. Bilal Can, modern çağın insanını putlarla çevrili bir dünyada yaşayan bir varlık olarak görüyor. Bu putlar bazen tüketim kültürü, bazen popülerlik arzusu, bazen de dijital dünyadaki görünürlük ihtiyacı olarak karşımıza çıkıyor. Yazarın önerdiği çözüm ise sembolik ama güçlü: İnsanın kendi içindeki İbrahim’i diriltmesi. Yani putları kıracak cesareti ve bilinci yeniden kazanması gerekiyor.

Diriler Evinden Notlar, okura pembe tablolar vaat etmiyor. Aksine, içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini estetik bir dille yüzümüze çarpıyor. Ancak bu sertlik, umutsuzluktan değil, büyük bir umuttan besleniyor. Çünkü yarasını fark eden insan, iyileşme yoluna girmiş demektir.

Kitap, okurun önüne basit ama sarsıcı bir soru bırakıyor:

Gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa yalnızca yaşıyor gibi mi yapıyoruz?

Bu sorunun cevabı kitabın satır aralarında gizli. Bilal Can, bizi yaralarımızla barışmaya ve o yaralardan sızan ışığı takip ederek “diriler evine” girmeye davet ediyor.

Diriler Evinden Notlar
Bilal Can
Ahenk Kitap
216 sayfa
2024, İstanbul

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu