Yahya Kemal: Evi Olmayan Bir Şairin Hikayesi

Beşir Ayvazoğlu’nun eseri, Yahya Kemal’in yaşamını ve içsel çatışmalarını derinlemesine inceliyor.

Beşir Ayvazoğlu, ‘Yahya Kemal-Eve Dönen Adam’ isimli ansiklopedik biyografisinde, Yahya Kemal’i birçok yönüyle ele alıyor. Kırk yıla yakın bir süredir şair üzerinde çalışan Ayvazoğlu, Yahya Kemal hakkında neredeyse tüm bilgilere ulaşmış.

Ayvazoğlu, Yahya Kemal’i ‘Eve Dönen Adam’ olarak tanımlasa da, kitabı okudukça ve şairin yaşamına dair düşüncelere daldıkça, onun aslında hiçbir zaman gerçek bir evi olmadığını anlıyoruz. Onun bakışları hep dışarıda, Batı’ya yönelmişti. Bedeni burada olsa da ruhu Batı’daydı. Kelimeleriyle burada var olsa da, dile getirmek istedikleriyle Batılı bir kimlik taşıyordu.

Yahya Kemal, çocukluğunda ‘Byron’ı etkileyen melankoliyi hissetmiş bir kişiydi. Bu, İslami denge unsurlarını göz ardı etmek anlamına geliyordu. Ruhunu mutlu edecek hüzne sırtını dönmüştü. Gençliğinde Baudelaire‘in hissettiği acıların izlerini hiç unutmadığını, şöyle ifade eder:

“Lâkin o bahçelerde geçen devre’den beri

Kalbimde solmamıştır o şi’rin çiçekleri.”

Endülüs’te Raks, Mehlika Sultan, Rindlerin Ölümü, Yol Düşüncesi, Sessiz Gemi, 1918, Mohaç Türküsü, Kocamustafa Paşa, Bir Başka Tepeden, Akıncı, Süleymaniye’de Bayram Sabahı gibi eserlerin yaratıcısı olan Yahya Kemal, şiirlerinde müminlerden ziyade rintleri ön plana çıkarmıştır. Rint, İslami bir kimlik taşımamakla birlikte, Hint-Avrupa kökenlidir.

Yahya Kemal, gerçek anlamda bir evi olmamış; annesinin vefatından sonra babasının yeniden evlenmesiyle trajedisi başlamıştır. Sıcak bir yuva ve kendisini ait hissedebileceği bir ev arayışında ömrü boyunca bulamadığı bir huzur aramıştır.

Yahya Kemal, Batı’nın her şeyine derin bir bağlılık duyarken, bu çelişkisini milli kültür ve edebiyat üzerine yazdığı eserlerle gizlemeye çalışmışsa da bunu başaramamıştır. Bedeni milli kültürden beslenirken, ruhu Batı’nın semalarında uçmuştur.

Yahya Kemal‘in çelişkilerini Mehmet Akif ve Tevfik Fikret ile karşılaştırarak daha iyi anlayabiliriz. Yahya Kemal, bu iki şair arasında bir yerde konumlanmıştır; Fikret’e yakınlığı çelişkileriyle, Akif’e ise çocukluğunda aldığı İslami kültürle şekillenmiştir.

Yahya Kemal‘in annesiyle olan yakın bağı, gelecekte umut verici bir gelişme gibi görünse de, annesinin erken ölümü onu Fikret’in kollarına itmiştir. Çocukluğunda duyduğu Kur’an sesini ve mevlitleri unutmamış olsa da, Paris’e gidişiyle birlikte Batılı anlamda büyük değişiklikler yaşamıştır. Bu süreçte, iflah olmaz bir bohem haline gelmiştir. Artık çelişkilerin adamıydı ve güzel şiirlerle dolu bir ömrün onu beklediği açıktı. Elçilikler, onun için uygun bir meslek olmuştur.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’in öğrencisi ve yakın dostu olarak, onun hayatına dair önemli anekdotlar paylaşmıştır. Bir gün Tanpınar, Yahya Kemal’e ‘Eskiden insanlar nasıl yaşıyorlardı?’ diye sorduğunda, şair gülerek, ‘Gayet basit; pilav yiyerek ve Mesnevi okuyarak. Medeniyetimiz Mesnevi ve cihat medeniyetiydi.’ demiştir.

Yahya Kemal‘in kendisini mesnevi okuyup okumadığı ya da pilavı sevip sevmediği önemli bir ayrıntıdır. 12 yıllık Paris yaşamından sonra, mesnevi kültüründen uzaklaştığı ve pilavı sevmediği gerçeği, onun samimiyetsizliğini ortaya koymaktadır.

Yahya Kemal, din konusundaki görüşlerinde de benzer bir samimiyetsizlik sergilemiştir. Dindar görünmesine rağmen, en basit dini vecibeleri yerine getirmekten acizdir. Tanpınar, bu konuda Yahya Kemal’in din meselesinde hiçbir teklifi veya inkârı olmadığını belirtmiştir. O, bir yandan toplumumuzun büyük ve tarihi bir gerçeği olarak dini görürken, diğer yandan şiirin büyük kaynaklarından birini aramıştır. Gerçekte, Yahya Kemal, Müslümanlığı halkımızın ruhunun hem yapıcısı hem de gerçek bir yansıması olarak görmesine rağmen, fikri bazda Hristiyanlığa yakın durmuştur.

Yahya Kemal, bir mümin yaşantısına ve teslimiyet anlayışına sahip olmamıştır. O, iflah olmaz bir bohem ve yoldan çıkmış bir derviştir. Yalnızlığında samimidir; sadece bir şairdir. Kelimelerle şiir yazmaktan başka bir şey bilmemiştir ve her şair biraz bohem, biraz yoldan çıkmış bir karakter taşır. Eve dönmüştür ama aradığı evi bulamamıştır. Kafasında bambaşka bir ev vardır ama bu evin gerçekliği yoktur. O, başka bir devrin insanıdır. Batılı ortamlarda Osmanlı hayalleri kurarken, Batılı bir zemin üzerinde Osmanlı mimarisi düşünmüştür. Bu durum, tuhaf, yabancı ve çelişkili bir hal almıştır.

Yahya Kemal‘in millet anlayışı da evrimsel bir süreç geçirmiştir. Tanpınar’a göre, önce bir sosyalist dönem yaşamış (Benito Juarez etkisi), ardından aşırı Turancı görüşlere kapılmış (Gökalp etkisi) ve en sonunda Fransız milliyetçilerinin fikirleriyle milletimizin gerçek çerçevesini bulmuştur (Mustafa Kemal arkadaşlığı).

Yahya Kemal‘in şiirlerine baktığımızda, onun çelişkilerinin bir yansımasını görmekteyiz. Düşünce şiirlerinden biri şöyle der: “Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi

Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.”

Yahya Kemal için ölmeden önce ölmek, bir olgunlaşma aşamasıyken, Batılılar için hayatın sonudur. Bu, onun için bir zorluktur.

Sessiz Gemi‘de söylediği gibi, “meçhule giden bir gemi kalkar bir limandan.” Hangi meçhul? Bizce meçhul yoktur; ölen kişi, hayatını (mahiyetini az çok bildiğimiz) ahret dünyasında devam ettirir.

Yahya Kemal, Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nda ulu mabedi anladığını ve bir varisi olmakla övündüğünü söylese de, yıllardır rüyasında gördüğü atalarının mağfiret iklimine girmiş gibi olduğunu belirtse de, aslında o hep dışarıda kalmıştır, dışarıda yaşamıştır. Evi olmamıştır.

Açık Deniz‘de ise akıncı atalarının ihtirasını “Byroncu melal” ile birlikte hissetmektedir. Itrî’nin Neva kâr’ını sıkça dinlemesine rağmen, kalbiyle başka bir zamana aittir; ruhuyla başka bir dünyanın insanıdır. Yaşadığı çağın adamı olmamıştır ve hiçbir zaman da olmamıştır.

Yahya Kemal‘in akıncıları, çocuklar gibi neşeli bir halde akınlarda bulunmuş mudur? (Akıncı). Başı secdeye inmeyen biri, Allah’a giden yolda çocukların ruh haliyle meleklerle nasıl bir araya gelebilir? (Mohaç Türküsü). Yahya Kemal, o tenha sokakta oruçsuz ve neşesiz kalmaya mahkûm olduğunu itiraf etmemiş midir? (Atik-Valde’de İnen Sokakta). Eski Musiki’de “çok insan anlayamaz eski mûsikimizden/Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden” dese de, gerçekten kendisi eski müziği anlamak ve yaşamak arasındaki ayrımın neresindedir?

Yahya Kemal‘in niyeti, bir yere varmak ya da geri dönmek gibi bir hedefi olmamıştır. Onun edebiyatı, kendisinden bir kaçış olarak tanımlanabilir; bu nedenle evi olmamıştır. Ancak Batı’da bir evi olmasını istemiştir ya da Batı’da doğarak bu çelişkilerden kurtulmayı arzulamıştır. O, çok güzel şiirler vermiş bir alacaklıdır.

Yahya Kemal‘in özendiği ve sevdiği kişiler hep Batılıdır. Osmanlı hasreti ile Avrupa umudu arasında sıkıştığı için melankoliye meyilli olmuştur. Ne geçmişin içinden çıkabilmiş ne de geleceğe uzanabilmiştir. O, Osmanlı ve Cumhuriyet arasında kalmış, Avrupa etkisi altında bir şairdir.

Yahya Kemal kimdir? Ya da ne olmak istemiştir? Eğer bir evi yoksa, o zaman nereye aittir?

Bu sorulara, kitaptan bir fotoğraf ile yanıt verebiliriz. Kitapta, Yahya Kemal’in golf oynarken çekilmiş bir fotoğrafı yer almakta. Bu fotoğrafa baktığımızda, Yahya Kemal’in hiçbir zaman golf sopasını tutarken Kur’an’ın rahlesini tutmadığını anlıyoruz. Gerçekte, o golf sopası ile Kur’an rahlesi arasında kalmamış; ancak neyi yitirdiğini bilmiştir. Rahle ile birlikte kaybolan evinin farkında olmuştur.

Yahya Kemal-Eve Dönen Adam

Beşir Ayvazoğlu

Kapı Yayınları

Sayfa; 610

İstanbul, 2020

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu