Yazma Tutkusu: Edebiyat Dünyasında Gerçek Yazarlar

Edebiyat dünyasında gerçek yazarların tutku dolu yazma serüvenleri ve günümüz yazım anlayışı üzerine bir değerlendirme.

Günümüzde edebiyat dünyası, kendini yazar olarak tanıtan birçok kişiyle dolup taşmış durumda. Ancak bu bireylerin çoğu, gerçek bir tutkuya sahip olmadan yazdıklarını iddia ediyorlar.

İyi bir futbol teknik direktörü olan Pep Guardiola’nın futbolcularına yönelik, “Tutkulu oyuncular istiyorum. Hayatınızda ne yaparsanız yapın, tutkuyla yapın” şeklindeki sözleri, benim de derslerimde sıkça vurguladığım bir gerçeği hatırlatıyor. Eğer yazmaya karşı bir tutkunuz yoksa, yazdıklarınızın değeri de sorgulanır hale gelir. Sadece görünmek için yazıyorsanız, bu durum sizi sıradanlığa sürükler.

Ne yazık ki, günümüz edebiyat ortamı, sadece görünme kaygısıyla dolup taşan yazar adaylarıyla dolu. Yazma tutkusunu Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk gibi ustalarda görmek mümkün. Osman Şahin’in eserlerinde ise kelimelere olan saygısı ve konularına olan bağlılığı, yazma tutkusunun en güzel örneklerini sunuyor.

Erhan Bener, Vüs’at O. Bener, Demir Özlü ve Ferit Edgü ile yaptığım sohbetler, yazma tutkusunun hayatlarına nasıl yansıdığını gösterdi. Eğer yazmak için tutkunuzu kaybettiyseniz, kaleminizi bırakmalısınız.

Yıllar önce Edebiyat Haber’de yazdığım bir yazıda, herkesin yazdığı kitabın kahramanı olma isteğinden bahsetmiştim. Zülfü Livaneli, “Serenad” adlı romanıma yönelik eleştirimi beğenmemişti ve bu durumu bana iletmişti. Ancak, önyargılardan uzak durarak “Kardeşimin Hikâyesi”ni okumaya başladım. Livaneli’nin trajik aşkı ve insanın içsel çatışmalarını anlatma biçimi, beni derinden etkiledi.

Ahmet Altan, “Son Oyun” adlı romanında, kahramanının bir romancı olması nedeniyle yorum yapmaktan kaçındı. Bu, doğru bir tutumdu çünkü romanın anlatımı, karakterin bakış açısıyla şekilleniyordu. Hasan Ali Toptaş ise romanı “Heba” hakkında eleştirmenlerin görüşlerini beklemeden sorulara yanıt vermekten kaçamadı.

Bir sosyolog dostumun dediği gibi, popüler kültürün bir parçası olmak zorundayız. Bu durum, yazarların kendilerini unutturacak kadar görünmez hale gelmemeleri için önemlidir. Latin Amerika edebiyatı, bize bu konuda birçok ders vermektedir. Marquez, Llosa gibi yazarlar, kendi dönemlerinin ruhunu ve kültürel birikimlerini eserlerine yansıtarak, edebiyat dünyasına ışık tutmaya devam ediyorlar.

Sonuç olarak, yazma tutkusu, gerçek bir yazarın en önemli özelliğidir. Edebiyat dünyasında yer almak isteyenlerin, bu tutkuya sahip olmaları gerektiği aşikardır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu