Ramazâniyye: Divan Şiirinde Ramazan Ayının Anlamı
Ramazâniyye, divan şiirinde ramazan ayını ele alan eserlerin genel adıdır. Bu türün öne çıkan şairleri ve temaları hakkında bilgi.
Ramazâniyye, divan şiirinde ramazan ayını konu alan şiirlerin genel adıdır. Bu tür, XVII. yüzyıldan itibaren kaleme alınmaya başlanmış ve XVIII. yüzyılda daha da yaygınlaşmıştır.
Ramazâniyye türünde en çok eser veren şair, on üç kasidesi bulunan Enderunlu Fâzıl’dır. Bunun yanı sıra Sâbit, Nazîm, Edirneli Kâmî, Nedîm, Koca Râgıb Paşa, Şeyh Galib, Enderunlu Vâsıf ve Sünbülzâde Vehbî gibi isimler de bu türde eser veren önemli şairler arasında yer almaktadır. Bihiştî gibi bazı şairler ise ramazan ve oruç temalarını kullanarak dinî ve tasavvufî gazeller yazmışlardır.
Koca Râgıb Paşa, ramazan ayının farklı yönlerini ele alarak yazdığı gazeli ile “iftâriyye” adıyla anılan tek örneği oluşturmuştur. Ramazanın rahmet ve bereket dolu bir zaman dilimi olduğunu Enderunlu Vâsıf, “Açıldı yine mısra-ı dervâze-i gufran / Hak’tan taleb-i mağfirete vakt ü zamandır” ve “Ol mâh-ı fazîlet ki beher rûz-ı şerîfi / Sad mâha bedel olsa ayn-ı ziyandır” dizeleriyle ifade etmiştir.
Çocukların ramazanda oruç tutma istekleri de Vâsıf’ın, “Sıbyân-ı heves ni‘met-i savm ile demekte / Bu şeb beni cânım nene sahûra uyandır” mısralarında yer bulmuştur. Teravih namazına teşvik eden Vâsıf, “Mağfirethân olalım hüzn ile şeb tâ-be-seher / Edip ihlâs-ı derûn ile terâvîhe kıyam” dizesi ile camilerde Kur’an okuma ve mukabele dinleme geleneğine de dikkat çekmiştir.
Nazîm, kandil ve mahyalarla aydınlatılmış camileri, “Lâlezâr-ı dîn çerâğânı kıyâs eyler gören / Her menâr üzre saf-ı kandîl kim sûzân olur” ifadesiyle betimlemektedir. Fâzıl ise mahyalarla ışıldayan camileri gökyüzündeki parlayan yıldızlarla karşılaştırarak, “Eşkâl-i Süreyyâ-yı felek yeknesak üzre / Mâhiyyesi her gece bunun başka nişandır” demektedir. Ramazâniyyelerde mahya ve kandiller üzerine birçok beyit yazılmış, çeşitli sanatlar ortaya konmuştur.
Ramazan ayının en önemli anlarından biri de iftarlardır. Enderunlu Vâsıf, “Gösterme sakın sofrada yer sûfiye yoksa / Dilsîr olamaz tâba pilâv yahni kapandır” dizesiyle tekke veya imaret yemekleriyle karnını doyurmaya alışmış kişilerin iftar sofrasında kendilerini kontrol etmelerinin zorluğunu vurgulamaktadır. “Gördükçe hilâl-i feleği gürisne-çeşman / Ser-sofra-i çarh üzre sanır pâre-i nandır” dizesi, aç gözlülerin gökyüzündeki ayı bile sofradaki ramazan pidesine benzettiğini ifade etmektedir.
Ramazâniyyelerde Kadir gecesi de önemli bir tema olarak öne çıkmaktadır. Enderunlu Vâsıf, bu geceyi, “Bil kadrini zîrâ ki bu şehrin şeb-i Kadri / Bîşek sebeb-i mağfiret-i âlemiyandır” dizesiyle dile getirmektedir. Kadir gecesi, şairlerin değerinin anlaşılmasına vesile olurken, aynı zamanda övgüye de kapı aralamaktadır.
Ramazâniyyelerin sonunda şairler, bayramı özlemle beklediklerini ifade ederek çeşitli nükteler yaparlar. Nedîm’in, “Şevkimiz şimdi ana düştü ki inşâallah / Ola sıhhatle selâmetle meh-i rûze tamam // Kıla erbâb-ı dili âb-ı hayâta sîrâb / Erişip Hızr gibi âh mübârek bayram” dizesi bu duyguyu yansıtmaktadır. Ramazan bayramı için yazılan ıydiyyelerde de ramazanın farklı yönlerine atıflar yapılmaktadır.
Bazı mutasavvıf şairlerin ramazanla ilgili eserleri, ramazan ilâhisi olarak bestelenecek bir yapıya sahiptir. İsmâil Hakkı Bursevî’nin ramazanın gelişi üzerine yazdığı, “Sâye saldı ehl-i îmân üstüne / Hamdülillâh geldi mâh-ı ramazân / Doğdu ol nur ehl-i irfân üstüne / Hamdülillâh geldi mâh-ı ramazân” kıtası ve Hz. Üftâde’nin bu ayın sona erişini konu alan, “Ey dostlarım ağlaşalım / Oruç ayı gitti yine / Hasret ile inleşelim / Oruç ayı gitti yine” kıtası örnek olarak verilebilir.




